Son dakika | Bahçeli’den fon skandalı mesajı
Meclis’te grubu bulunan siyasi partilerin liderleri grup toplantılarına başladı. MHP lideri Bahçeli partisinin grup toplantısında fon krizi konusuna da değinerek, “3 Ekim 2024 tarihinde yaptığım detaylı açıklamada vurguladığım üzere, Türkiye yaşanan yolsuzluk, usulsüzlük ve kayırmacılık gibi gelişmeler karşısında toplumsal bir güven erozyonu ve çürüme tartışmaları ile karşı karşıya bırakılmamalıdır.
Bunlar bir arınma, aklanma ve altında yatan nedenlere eğilme fırsatı olarak
değerlendirilmemelidir.
Hangi siyasi görüşten, hangi makamdan veya hangi yapıdan gelirse gelsin, kamu
kaynaklarının usulsüz kullanımına ilişkin her iddia bağımsız, tarafsız ve şeffaf
biçimde soruşturulmalı; işlemler hukuk devleti ilkesine uygun biçimde
yürütülmelidir.
Demokratik siyasetin meşruiyeti, hesap verebilirlikten ve kamu kurumlarına
duyulan güvenden beslenmektedir.” ifadelerini kullandı.
Bahçeli’nin konuşması şu şekilde oldu:
Kıymetli milletvekili arkadaşlarım, saygıdeğer misafirler, basınımızın değerli
temsilcileri; 28. Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ikinci yasama yılının
ilk grup toplantısında sizleri en kalbi duygularımla, hürmetle ve muhabbetle
selamlıyorum.
Yurt içinde ve yurt dışında televizyon ekranlarından, radyo kanallarından,
sosyal medya platformlarından bizi takip eden aziz vatandaşlarımıza, gönül ve
kültür coğrafyamızın her köşesindeki kardeşlerimize en iyi dileklerimle birlikte
şükranlarımı sunuyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi grup toplantımız vesilesiyle bir kez daha sizlerle
bu kutlu çatı altında bulunmaktan memnuniyet duyuyor, başarılarla dolu bir
yasama yılı geçirmenizi Allah’tan niyaz ediyorum.
Önemli iç ve dış gelişmelerin yaşanacağı yeni dönemin ülkemize, milletimize,
siyaset ve demokrasi hayatımıza, aynı zamanda siyasi parti gruplarıyla sayın
milletvekillerine hayırlı olmasını temenni ediyorum.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilk baş- bakanı, başkanı, Cumhuriyetimizin
kurucu Gazi Mustafa Kemal Atatürk başta olmak üzere Gazi Meclis’te görev yapan
ve ebediyete irtihal eden milletvekillerini rahmetle yad ediyor, hayatta
olanlara sağlıklı ve uzun ömürlü bir ömür diliyorum.
Yasama organının kurumsal adresi Gazi Meclis’imiz; şüphesiz milletimizin talep
ve menfaatlerinin, inanç ve değerlerinin, tarihi hafızasının ve gelecek
beklentilerinin temsil mekanizmasıyla vücut bulduğu; ülkemizdeki farklı seslerin
uyumu ile devlet orkes- orkestra- devlet ile orkestraya dönüştüğü, ortak aklın
ve milli iradenin tecelligahı Türk devletinin kalpgahıdır.
Asırlar geçse de, kurumlar dönüşse, yöntemler değişse de pergelin sabit ucunda
Türk devlet geleneğinin danışma ve meşveret kültürü vardır ve bu kültür Türk
töresinin ana omurgasını teşkil etmektedir.
Kaşgarlı Mahmud’un Divânu Lugâti’t-Türk’te ifade ettiği üzere: “Geniş elbise
eskimez, istişare ile alınan akıl bozulmaz.”
İstişare ve danışmanın sonucu olarak ortak akıl ile alınan kararlar; kamu
vicdanının gür sesi, toplumsal dayanışmanın güçlü zemini, milli birlik ve
beraberlik duygusunun sarsılmaz iradesidir.
Yanlışı telafi, noksanı tamam eden milli muhakeme ve muhasebe mekanizması olan
istişare ve danışma; aynı zamanda da toplumsal fay hatlarını doldurarak sosyal
gerilimleri önleyen ve bir arada yaşama iradesini tahkim eden milli aidiyet ve
mensubiyet şuurudur.
Dede Korkut’un “İl gider, töre kalır” vecizesinden mülhem, Türk devleti
emperyalist işgallerle dağılmanın eşiğine geldiğinde istişare ve danışma Son
Osmanlı Mebusan Meclisi’nde Misak-ı Milli kararlarıyla milli vahdete
bürünmüştür.
İstanbul’un işgaliyle türlü tehlikeleri atlatarak Ankara’ya koşan mebuslar, Gazi
Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinde Büyük Millet Meclisi’nde istiklal davasını
yaşatmış, Sevr paçavrasını tarihin çöplüğüne atmıştır.
Unutulmaması gerekir ki İstiklal Harbi’nin ana karargahı Büyük Millet
Meclisi’dir.
15 Temmuz hain kalkışmasında yazılan demokrasi destanının merkezi de Türkiye
Büyük Millet Meclisi’dir.
Türk milleti milli mücadelesini Meclis çatısı da vererek dünya siyasi tarihinde
nadir ve müstesna bir yere sahip olmuştur.
Bu sebeptendir ki Türk milleti için Meclis; olağan dönemler kadar olağanüstü
dönemleri sevk ve idare etme kabiliyeti, barışta olduğu kadar savaşa da hazır
olabilme kapasitesi, vatanına, toprağına, istiklal ve egemenliğine göz dikenlere
karşı mücadele iradesidir.
Değerli milletvekilleri,
Şüphesiz Türkiye’nin demokrasi yolculuğu güneşli ve pürüzsüz yollarda
gerçekleşmemiştir.
Cumhuriyet dönemi ile birlikte Türk demokrasisi askeri darbelerle sınanmış ve
her bir askeri darbe Türk demokrasisinde yaralı hafıza durakları oluşturmuştur.
Türk siyasetinde darbeler devlet kurumsallığının zayıflamasına, imkan ve
fırsatların heba olmasına ve devletin yüksek politik politik hafızasının
daralmasına sebebiyet vermiş, ancak Türk milletinin demokrasiye sadakati
eskimemiş, bilakis daha da güçlenmiştir.
Parlamenter sistemin uygulandığı dönemde istikrarsız hükümetler, koalisyon
kavgaları, siyasi kutuplaşma ve anlaşmazlıklar hızlı ve etkin kararlar
alınmasına mani olmuş, millet ve devlet hayatında pek çok çarpıklığı teşvik edip
tetiklemiştir.
Hatırlatmak isterim ki çok partili hayata geçilen 21 Temmuz 1946 ile
Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin hukuken ve fiilen uygulamaya başladığı 9
Temmuz 2018 tarihleri arasında 51 Cumhuriyet hükümeti kurulmuş, ortalama ömrü 1
yıl 5 ay olan kısa ömürlü hükümetler, koalisyon pazarlıkları ve belirsizliğin
ortaya çıkardığı istikrarsızlık Türkiye’nin küresel rekabette geri kalmasına
sebep olmuştur.
Bu bağlamda siyaset kurumuna düşen görev sorunların çözüm adresi ve güçlü
kurumsallığın teminatı olmaktır.
Siyasi yelpazenin neresinde konumlanırsa konumlansın siyasi partiler programları
ve ideolojik yönelimleriyle siyasetin alanını genişletmek, toplum
müştereklerinin zeminini güçlendirmek için vardır.
Türk milletine hizmette birbiriyle yarışırken aynı zamanda demokratik kültürün
olgunlaşması ve devletin yüksek politikalarının devamlılık sağlaması için
iletişim ve mutabakat içerisinde olmak durumundadır.
Bunları bilmek Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin mazisini, ruhunu ve davasını
bilmek, yasama sorumluluğunun mahiyetini kavrayabilmektir.
Oportünist ve popülist heveslerden kurtulmak, kısır ve verimsiz siyasi
tartışmalardan kaçınmak, Türk milletinin ali menfaatleri, huzur ve refahı için
gayret etmek, Türk devletinin bekası ve ilerlemesi için çaba göstermektir.
Bunu bilmek, Türk milletine hizmet yolunda siyaseten rekabet ederken Türk
devletinin milli siyasetinde sırf iktidarın karşısında olmak adına “Edirne’yi
Enver’e Enver alacağına Bulgar alsın” çukuruna düşmemektir.
Bu vesileyle siyasi partilere ve Türk milletini temsil eden muhterem
milletvekillerine yeni yasama yılı münasebetiyle şu hususları hatırlatmak
isterim:
İdeolojik koordinatlarımız farklı olsa da politik merkezimiz Türkiye’dir.
Siyasi rekabet alanımız ne kadar geniş olsa da pergelimizin ucu, sabit ucu
Ankara’dır.
Siyasete farklı pencerelerden bakıyor olsak da gelecek ufkumuz müreffeh toplum,
güçlü Türkiye’dir.
Bu hatırlatmalarla birlikte yeni yasama yılında siyasi partilerimizin hizmette
rekabet, istikbalde istiklalde vahdet, istikbalde gayret içerisinde olmalarını
temenni ediyorum”
Türk milletinin yüzyıla damgasını vuracağı Türk ve Türkiye Yüzyılı’nın
başında, 21. yüzyılın ikinci çeyreğine girdiğimiz bir dönemde, “Kardeşlik
kalbimizde, gelecek aklımızda” temasıyla 9 Ağustos 2023 tarihinde
başlattığımız 14. Olağan Kurultay sürecimizde 4 Ekim 2023 itibarıyla ilçe ve il
kongrelerimiz tamamlanmıştır.
İnancın ve itimadın tazelendiği, birlik ve beraberliğin güçlendiği, partimizi
büyütme heyecan, arzu ve kararlılığının coşkuya dönüştüğü her kongremiz toy
havasında geçmiş; kaybedenin olmadığı kongrelerimizde ülkücü irade tecelli
ederek lider ülke Türkiye hedefimizi gerçekleştirecek kadrolarımız seçilmiştir.
Kurultay sürecimiz, olağan büyük kongremizle tamamlanacak; partimiz aynı ülkü,
değişmez irade ve sarsılmaz inançla kutlu ülkülerine yürümeye devam edecektir.
Bu vesileyle ilçe ve il kongrelerimizde görev alan Başkanlık Divanı üyelerimize,
Merkez Yönetim Kurulu ve Merkez Disiplin Kurulu üyelerimize,
milletvekillerimize, il ve ilçe teşkilatlarımızın başkan ve yöneticileriyle tüm
neferlerine en kalbi şükranlarımı sunuyor, yeni seçilen teşkilat mensuplarımıza
üstün başarılar diliyorum.
Kıymetli milletvekilleri,
Önümüzdeki dönem; kalkınmanın ve yükselmenin önünde engel olan sorunların
miadını, Türkiye’de siyaset ve devlet hayatında kutlu bir merhalenin, yüksek bir
mertebenin miladını teşkil etmektedir.
Bunların başında; terörsüz Türkiye hedef ve politikalarına dair gelişmelerin
yoğunlaşacağı yeni yasama yılı faaliyetleriyle, yaklaşan mahalli idareler
seçimleri gelmektedir.
Parti olarak bu dönemde program, politika, proje ve kadrolarımızla Türkiye’nin
önünde açılacak huzur ve refah sayfalarının irfan mürekkebi, hakikat kalemi
olacağımıza itimadım tamdır.
Milletimizle kurduğumuz samimi ve köklü bağı daha da güçlendirerek her alanda üç
hilali zirveye taşıyacağız. Bizim mücadelemiz; vatanımızın her karışına,
milletimizin her ferdine, milli varlığımızın her zerresine ve geleceğimize sahip
çıkma mücadelesinde olanların yürüyüşüdür.
Yolumuz; fitne ateşlerini sinesinde söndüren, tahrikleri akıl ve iman ile boğan,
ihanete boyun eğmeyen ülkü neferlerinin yoludur. Her bir ülküdaşımız;
milletimizin kutlu davasını omuzlarına yükleyen, tarihin kadim sesini gönlüyle
işiten, coğrafyanın hakikatine Türk gözüyle bakan iradenin, ferasetin ve
cesaretin timsalidir.
Bu şuur ve anlayışla ne çizgimizden saptık, ne duruşumuzu bozduk. Türklük gurur
ve şuuru, İslam ahlak ve faziletiyle, her yılı bir asra bedel senelerde
ilkelerimizden ve ülkülerimizden, vatan ve millet sevgimizden asla ödün
vermedik. Siyaseti kısır bir iktidar mücadelesinin, çıkar ya da çatışmanın
unsuru değil, toplumsal uzlaşının ve huzurun tesis aracı olarak gördük.
Büyük Türk milletini içerisine düştüğü her türlü darboğazdan kurtarmayı görev
addeden Ülkücü Hareket, kendisini milletine adamışların buluşma yeridir.
Temel hedefimiz; Türkiye’yi, içinde bulunduğumuz bölgeyi terörün ürettiği
güvenlik tehditlerinden bütünüyle arındırmak, gelecek kuşakların siyasi,
ekonomik ve toplumsal refahını teminat altına almaktır.
Kırk yılı aşkın süredir milletimizin başına musallat edilen terör belasından
kalıcı olarak kurtulmak için tarihi bir fırsat önümüzdedir. Terör ve silah
yerine adaletin, siyasetin, demokrasinin, milli birlik ve bütünleşmenin hakim
olacağı, kardeşlik ve dayanışmanın kök salacağı, istikbalimizin yol haritasını
birlikte çizeceğimiz bir zemindeyiz.
Milletimizin kararı nettir: O da topraklardan terörü bir daha yeşermemek üzere
söküp atmak, milli birlik ve bütünleşmeyi güçlendirmektir.
Türkiye; yeni yasama yılıyla birlikte bir taraftan terörsüz Türkiye hedefinin
hukuki ve siyasi tabanının güçlendirilmesine, diğer taraftan demokratik
standartların geliştirilmesi, hukuk devletinin kurumsal kapasitesinin
arttırılması ve toplumsal bütünleşmenin kalıcı hale getirilmesiyle sosyoekonomik
şartların iyileştirilmesine yönelik çalışmalarla milletimizin beklentilerini
karşılayacaktır.
7595 sayılı kanun çerçevesinde oluşturulan komisyonların çalışması, kanunun
yürürlüğe gireceği şartların oluşturulması, bunların takip ve tespiti, aynı
zamanda da ihtiyaç duyulacak yeni yasal düzenlemelerin yapılması, önümüzde duran
en hayati konulardan birisi olacaktır.
Bunun yanında Türkiye’nin kalkınma hedeflerine ulaşabilmesi için biriken yapısal
sorunların çözülmesi, güncel meselelerle birlikte köklü reform adımlarının
atılmasını da gerektirmektedir.
Bu nedenle önümüzdeki meclis dönemini kısır siyasi tartışmaların ötesinde,
Türkiye’nin orta ve uzun vadeli geleceğini şekillendirecek bir yapısal reform
dönemi olacaktır.
Diğer yandan, 3 Ekim 2024 tarihinde yaptığım detaylı açıklamada vurguladığım
üzere, Türkiye yaşanan yolsuzluk, usulsüzlük ve kayırmacılık gibi gelişmeler
karşısında toplumsal bir güven erozyonu ve çürüme tartışmaları ile karşı karşıya
bırakılmamalıdır.
Bunlar bir arınma, aklanma ve altında yatan nedenlere eğilme fırsatı olarak
değerlendirilmelidir.
Hangi siyasi görüşten, hangi makamdan veya hangi yapıdan gelirse gelsin, kamu
kaynaklarının usulsüz kullanımına ilişkin her iddia bağımsız, tarafsız ve şeffaf
biçimde soruşturulmalı; işlemler hukuk devleti ilkesine uygun biçimde
yürütülmelidir.
Demokratik siyasetin meşruiyeti, hesap verebilirlikten ve kamu kurumlarına
duyulan güvenden beslenmektedir.
Sürdürülebilir kalkınmanın ön koşulu da güçlü kurumlar ve öngörülebilir bir
hukuk düzenidir.
Bu nedenle yeni yasama yılında atılacak demokratik adımlarla kalkınma
hedeflerini gerçekleştirmeye dönük gayret ile yolsuzluk ve yozlaşmayı önleyecek
girişimlerin birbirinden ayrı düşünülmemesi ve eş güdümle hayata geçirilmesi
gerekmektedir.
Muhterem dava arkadaşlarım, saygıdeğer misafirler;
İçinde bulunduğumuz yüzyıl, vicdanı körelmiş, gözünü hırs bürümüş aktörlerin
kural tanımaz politikalarıyla dünyanın ve insanlığın felakete sürüklendiği bir
dönemi ihtiva etmektedir.
Ne hazindir ki insanlıktan zerre-i miskal nasibini almamış bu kural tanımazlara
kural tanıtacak mekanizmalar da üç maymunu oynamaktadır.
Birleşmiş Milletler insanlığın yaşadığı soykırımlara, emperyalist güçlerin güç
mücadelelerinin dönüştüğü kaynak savaşlarına karşı evrensel insan hakları
normları ve küresel adalet adına müdahale edememektedir.
Milletlerin en üst düzeyde temsil edildiği bu kurum, ne yazık ki dünyanın içinde
bulunduğu zorbalığa mukavemet edecek kadar karar alıcı mekanizmadan yoksundur.
Sayın Cumhurbaşkanımızın ifadesiyle ‘Dünya beşten büyüktür’ ve dünya bu beş
devletin politik egolarına ve çıkarlarına mahkûm edilemeyecektir.
Türkiye, tarih boyunca insanlığa hizmet eden, adalet terazisini insanlığın ali
menfaatleri ölçüsünde kuran, mazlum milletlerin sığınağıdır. Nizam-ı alem
davasıyla gittiği yerlere barış ve refah götüren huzur limanıdır. Bunun için
diyoruz ki Birleşmiş Milletlerin siyasi merkezi New York ise adalet merkezi
Ankara’dır.
Bu doğrultuda Türkiye, Birleşmiş Milletler bünyesinde insanlık değerlerini,
hukuku ve adaleti esas alan bir reform anlayışıyla mesuliyet duygusuna sahip
ülkelere öncülük edebilecektir.
81. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda İsrail’in eli kanlı başbakanı
Netanyahu’nun genel kurula hitabı insanlık tarihinin utanç vesikası
olmuştur. Maalesef elinde binlerce masumun kanı olan soykırımcının insanlık
ve ahlak dersi vermek küstahlığında bulunduğu bir tiyatroyu bütün dünya
izlemiştir.
Diyorum ki Hitler’in kendisini insan hakları savunucusu, Mussolini’nin kendisini
özgürlük havarisi, Stalin’in ise demokrat olarak nitelendirilmesi ne kadar
gerçekçi ise Netanyahu’nun ‘Dünyanın en ahlaklı ordusuna sahibiz’ demesi de,
Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ı tiran olarak nitelendirmesi de o kadar gerçekçidir.
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Netanyahu’nun hezeyanları esasında Batı’nın
iki yüzlü ve samimiyetsiz politikalarının, iflas etmiş insani değerlerinin
emperyalizmin aynasında yansımasıdır.
Çok defa işaret ettiğimiz ve uyardığımız gibi İslam ülkelerinin İsrail
karşısındaki tavır ve duruşlarını belirlemeleri ve açıkça ortaya koymaları
şarttır. Merhum Cahit Zarifoğlu’nun ‘Filistin bir sınav kâğıdı, her mümin kulun
önünde’ dizelerine atfen İslam ülkelerinin kınamanın ötesinde ortak bir tavır ve
irade sergilemesi kaçınılmazdır.
Zira İsrail, bölge halkları ve dünyadaki bütün milletler için tehdittir. İsrail
saldırganlığı, yayılmacılığı ve hukuk tanımazlığının önlenmesi ve bölgenin
selameti için önerdiğimiz Kudüs İttifakı’nın yahut Türkiye, Pakistan ve Suudi
Arabistan arasında imzalanan Mekke Anlaşması’nın çerçevesinin genişletilmesiyle
caydırıcı bir İslam barış gücünün oluşturulması kaçınılmazdır.
Küresel siyasetin ve uluslararası güvenlik düzeninin önemli bir dönüşüm
yaşadığı, politik risklerin kalıcı bir nitelik kazanmasına yol açabilecek
uzlaşmazlıkların sürdüğü bir dönemde hukuku, barış ve adaleti esas alan
duruşuyla sözüne güvenilir bir ülke olarak Türkiye’ye her zamankinden daha fazla
ihtiyaç olduğu da açıktır.